Bir tahlil...


Herkesin malumu son yaşananlar, ancak bunun ileride ne gibi siyasi ve sosyal gelişmelere sebep olacağı üzerine kafayı yormak gerekiyor. Dolayısıyla biraz geçmişe gitmek gerekiyor. Çok değil bundan çok az bir zaman öncesine.

Öncelikle MİT müsteşarı ile başlayan AKP - Cemaat çatışması, sanırım partide çok ciddi çatlamalara sebebiyet verdi. Parti özünde tahminlerime göre üç kök var. Bunlardan biri eski mücahitler… Bunlar biraz ortodokslar; ancak demokrat bir nosyon üzerine kuruyorlar siyasi söylemlerini. İkinci kök cemaat. Bildiğiniz üzere 97'den itibaren ılımlı İslam adında bir diyalog hareketi başlatmış olan cemaat papa hazretlerinin (!) de onayını almış bir cemaat. Ciddi anlamda Amerika ve İsrail'in siyasi gücüne de mazhar oldular. Bu siyasi güç ve misyoner mantık, onları ekonomik anlamda da güçlendirdi. Hatta cemaat artık dinî bir kimlik üzerine kurulu değil tamamen ekonomik bir birlik gibi çalışıyor. 28 Şubat'ın sağladığı mağduruz söylemi ile tabandan destek alan mücahitler ile misyoner zihniyetteki cemaat, Amerika ve İsrail desteğini arkasına alarak askeri etkisiz hale getirmeyi başaracaklardı. Bununla birlikte cemaat odaklı bir küçük kök daha çıkmaya başladı giderek semiren. Bu kök ise etnik bir kökendi. O da Kürt etnik kökeni. Onlar da aynı mağduruz söyleminden hareketle demokrat haklarını talep etmeye başladılar. Tabi ki yine askerden öclerini almak kaydı ile bu olacaktı. 

Anlayacağınız üç odak noktasının tek hedefi askerdi. Asker niye bu kadar önemli peki? Çünkü askeri ele geçirdiğinizde her şey biter, her şey sizin elinize geçer. Bolşevik ihtilali böyle olmadı mı? Çarı kim devirdi halk mı? 

Bu haklı söylemlerinin ardında asker tarafından ezilmiş tüm kesimler bu üç odağa destek vermeye başladı. Şu an isyanları oynayan liboş takımı da buna dahil… Evet ama yetmezci zihniyet şu an demokrat hayatlarının ırzına geçen bu diktatör zihniyetin dayattığı yaşam biçimine uymak için otosansür uyguluyor her yaptığı eyleme. 

Neyse böylelikle AKP kuruldu ve kendilerini muhafazakar demokrat olarak tanımladılar. Bu siyasi söylem devrini kapayalı belki de 20 sene olmuştu. Ancak biz yeni ithal ettik işte. Tabi bir şeyden haberi olmayan aydın takımı bu cereyanın ardından koşmaya başladı, önce gönül rızasıyla başlayan değişim, ırzına geçtikleri hayatlarını engellemeye başladıkça seslerini çıkaramamaya başladı; çünkü sığınacakları askeri bu aydın takımı refüze etmişti. Şimdi onları gaza getirerek kaymak gibi hayatlarına etliye sütlüye karışmayan, işi tıkırında hayatlarına geri dönmeleri pek mümkün değildi. Dolayısıyla bu tecavüze katlanmak zorundaydılar. Nihayetinde bu üç kökten biri diğerlerini boğmaya çalışacaktı. Hepsi bunu bal gibi biliyordu. Tabi bu ayrılığın ya da iktidar mücadelesinin ortaya çıkması zaman gerektiriyordu. Herkes şu an bunu bekliyor öyle değil mi?

İşte o zaman, geldi çattı. Süreç önce KCK - AKP çatışması olarak göründü gözlere. Demirtaş'ın Amerika ziyareti ile bu süreç bir şekilde ayarlandı. Dolayısıyla federe devlet sözü verilmiş Kürtler demokrat haklarını talep etmeye devam ediyorlar. Nihayetinde istediklerine fazlasıyla kavuşacaklar. Hatta Kuzey Irak ve Kuzey Suriye'den de kopardıkları parçalar ile. Hatta bu AKP'nin mücahit kökleri tarafından tabana Misak-ı Milli sınırlarımıza dönmek istiyoruz diye pazarlandı…

İkinci çatışma ise AKP - Cemaat çatışması. Bu ise bu kadar kolay olmuyor. Çünkü mücahitler kolluk kuvvetlerini kendi saflarına çekerken cemaatin istihbarat teşkilatı ve yayılmacı politikasından yararlanmak için kocaman bir canavar yarattı. Dolayısıyla bu canavar kimi boğacak ve bu canavarın tasması kimde tam olarak belli değil şu an. Velhasıl öyle ya da böyle yarattıkları canavar en sonunda onları boğacak, en azından bunu biliyoruz. İşte bu canavarın ilk pençe darbesi MİT müsteşarı ve Oslo görüşmeleriyle ortaya çıktı. Bizim yandan yemiş diktatörümüz çok şaşırdı bu işe, çünkü hiç beklemediği anda gelmişti bu darbe. Ardından İstanbul Emniyetinde hemen temizlik yapmaya kalktı. Sanırım yanlış hatırlamıyorsam 85 isim teşkilatın başka birimlerine tayin edilerek uzaklaştırıldı. Ancak bu yoğurdun ekşidiğini ve havaların ısınmaya başladığının bir göstergesiydi. Böylelikle AKP - cemaat çatışması gün gibi ortaya çıkmıştı. Bizimki (!) hemen aba altından sopa gösterdi. Çok enteresan gelecek biliyorum, ama bu çıkış, dershaneleri kapatmalıyız, çıkışıydı. Diyeceksiniz ki ne alaka! Dershanelerin kapatılması ile bu mücadelenin ne gibi bir ilgisi var? Dershaneler cemaatin teşkilatlanmasındaki en önemli alt birimdir. Dershanecilik üzerine inşa edilmiş bir teşkilattır cemaat. Eğer dershanelerini kapatırsanız, cemaat kendilerine hizmet eden o saf temel yapıyı da yok ederek cemaati bir elit grup haline indirgersiniz. Bu ne CIA'nın ne de MOSSAD'ın hoşuna gider. Nihayetinde sadece bu işten cemaat nemalanmıyor, diğer istihbarat teşkilatları da işine geldiği gibi ülkede konuşlanabiliyorlar dershaneler sayesinde. 

Son olarak bizimkinin yaptığı Amerika gezisi var. Bu gezide Amerika hükümeti açıkça bizimkine resti çekti, kendine asıl muhatap olarak Rusya'yı seçti. Cenevre Konferansı ve Avrupa'ya safını belli et artık mesajı ile Amerika bizimkini s.kilmiş sıpa gibi Türkiye'ye geri gönderdi. Bu ciddi bir asabiyet yaratmış olmalı ki Reyhanlı patlaması bu gezi sırasında gerçekleşti. Burada cemaat ve kolluk kuvvetlerinin bizimkini nasıl da gözden çıkardığını birçok belgede görebilirsiniz. Çünkü MİT, elindeki istihbarat bilgisini diğer kolluk kuvvetleriyle paylaşmadı.

Tüm bunların ışığında şimdi gelinen noktada, gerçekleşen Gezi Parkı direnişi ve arkasında yatan saikler üzerine daha rahatlıkla konuşabiliriz. Partinin cemaat ve Kürt kökleri bizimkini gözden çıkardı. Dolayısıyla bir fünye gerekliydi bu patlamayı yaratacak. Çünkü Reyhanlı patlaması işe yaramadı. Gezi Parkı için yapılan eylem çok masumane bir eylem iken, bir anda polis kışkırtıcı hareketi ile bir fünye vazifesi gördü. Böylelikle istenilen mukavemet yaratılmış oldu. Dolayısıyla cemaatin istediği hareket gerçekleşti. Şu an ise hareketi derinleştirmek ve cepheleri iyice belli etmek kaldı, ardından bir kahraman yaratacaklar. Ancak bu kahramanın çok farklı bir söylemle ortaya çıkması mümkün. Kimse bu kahramanın cemaatle bağlantısını çözemeyebilir. İddia ediyorum ki bu Atatürkçü bir söylem bile olabilir. Zihniyet itibariyle gizlenmeyi ve bulunduğu zeminin rengini almayı çok seven cemaat bunu yaratabilir. Örneğin şu an Sarıgül'ün ortalıklarda dolaşmaması beni çok düşündürüyor. Tüm bunları nerden çıkardım öyle değil mi? Cumartesi yapılan açıklamalara dikkat edin. Gül, Arınç ve Ilıcak açıklamaları -sanırım bunların hangi eksende olduklarını hepimizi biliyoruz- söylediklerimi destekler nitelikte. Ayrıca STV birçok kere bu olaylarla ilgili net haber yapmış birkaç kanaldan biridir. Umarım buradan cemaatin konumlandığı siyasi noktayı daha iyi anlarsınız. Özellikle dikkat çekmek istediğim nokta kolluk güçlerinin kim tarafından kontrol edildiği. Acaba mülki amir mi, emniyet müdürü mü, içişleri bakanı mı yoksa çok daha uzaktan biri mi? Bence şu an kolluk güçlerini cemaat yönetiyor. Olayların bu aşamaya ve daha ileri noktalara gitmesi için de elinden ne geliyorsa yapıyor. Böylelikle istedikleri şeyi gerçekleştirecekler. Parti bölününce istedikleri tabanı yaratmış olacaklar. AKP gibi bir tehlikeyi de daha şimdiden devreden çıkarmış olacaklar. Benim üzüldüğüm nokta ise, şu an bizimkinin yanında bulunan gazeteci vs takımı. Bilin ki böyle bir siyasi dönüşüm gerçekleştiğinde ortaya çıkan kahramanımız ilk önce bunları kellesini alacak. Siyasi anlamda yapılacak birçok iş halkın işaret ettiği odakları temizlemek olacak. Böylelikle toplum vicdanını rahatlatmış olacak ve kahramanlığını pekiştirecek. Dolayısıyla yaratılmış olan gündem ile oy aldığı birçok kimsede fanatizm yaratacak. Şimdiki AKP'nin geldiği noktayı iyi analiz ederseniz Ergenekon ve Balyoz'un hangi vicdanları rahatlatmak için yapıldığını daha iyi anlarsınız.

Sözün özü: Her ne olursa olsun Türkiye'de siyaset kurumu çökmüştür. İnsanlar önlerine kahraman olarak çıkartılacak hiçbir kimseye kanmamalı. Bu hareket halk hareketi olarak kalmalı ve devam etmeli. Türkiye'yi ayakta tutacak ve ileriye götürecek olan tek bir kimse var: O da Atatürk gibi bir deha. Bakalım aramızdan o kişiyi çıkarabilecek miyiz? Keşke bir deli çıksa da tüm bu oyunları bir anda bozsa. Ne iyi olmaz mıydı?

Yorumlar

Popüler Yayınlar